-- Adversting 9 REKLAM ALANI --

-- Adversting 10 --

MERDİVEN 89 - KARNE HEYECANI

15:41:00 | 2022-11-19
İsmail Sarıçay
İsmail Sarıçay      [email protected]

 

Aradan bir hafta geçti. Tarih dersi gün ve saati geldi. Süllü ömründe ilk girdiği yazılı sonucunu çok merak ediyordu. Acaba düşündüğü gibi yüz mü gelecekti, yoksa sorularla cevapları karıştırdığı için öğretmen puan kıracak mıydı, onun endişesini yaşıyordu.

Metin öğretmen ders zili çaldıktan hemen sonra sınıf kapısından içeri girdi. Günaydın deyip yerine oturduktan sonra, yoklamaları aldı. Peşinden “arkadaşlar derse başlamadan önce şu yazılı notlarınızı okuyayım” dedi. Önce yüksek alanlardan başladı. Yüz alanları okumaya başladı. Süllü yerinde duramıyordu. Kendisinin notu da, bu yüzlüklerin içinde mi diye sabırsızlıkla dinliyordu.

Öğretmen daha önce notları soran bir öğrenciye, “sizin sınıfta yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık on dolayında yüz alan var” demiş. Süllü bunu daha önce duymuştu.

Yüzlük öğrenciler okunmaya devam ediyordu ama sona doğru yaklaşıyordu. Süllü endişelenmeye başladı.

Demek ki öğretmen, benim soruların arasına yazdığım cevaplardan not kırdı, diye düşünmeye başlamıştı ki, öğretmenin, “Süllü yüz” dediğini duydu.

Süllü, ilk imtihan sonucunun “Yüz” olduğunu duyunca, bir oh çekti. Çok şükür öğretmen soruların aralarına yazdığım eksik cevaplardan not kırmamış diye sevindi.

Hayatında girdiği bu ilk yazılıdan yüz puan alan Süllü, diğer yüz alanlarla birlikte hem öğretmenler tarafından hem de öğrenciler tarafından kısa sürede tanınır oldu.

Sınıf arkadaşlarından bazıları, “arkadaşlar siz yüzü nasıl aldınız? İnsan hiç mi hata yapmaz. Bravo size” diyenler oldu.  Süllü böylece hayatında ilk defa girdiği bir yazılı imtihanını başarıyla tamamlamış oldu.

Süllü, peş peşe yapılan imtihanlarda da yetmişten aşağı not almadı. Sınıfının çalışkan beş öğrencisi arasına girdi.

Kasım ve Aralık aylarında yapılan ikinci ve üçüncü imtihanları ve yapılan sözlüleri de yetmişten aşağı değildi. Sadece resim dersi biraz düşüktü. Resim dersinden bir türlü altmış puanın üzerine çıkamıyordu. Fakat resim dersi diğer derslerden aldığı not ortalamasını da düşürüyordu.

Öğrenciler arasında teşekkür ve takdirin hangi puanlarla alınacağı konusu tartışılmaya başlandı. Süllü daha önce takdir teşekkür gibi bir şey duymadığı için, takdir ve teşekkürün ne demek olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kendi notlarının resim hariç yetmişten aşağı olmaması takdir olmasa bile teşekkür alabileceği anlaşılıyordu.

Tam bu sıralarda Süllü’nün ev arkadaşı Mustafa hafta sonu tatilinde “ben anamı babamı özledim. Köye gidip geleceğim” diye İcikler’e gitti. Hafta sonu tatili bittiği halde dönmedi.  Üç dört gün sonra Mustafa babasıyla birlikte çıka geldi.  Mustafa köye gidince okulu bırakmaya karar vermiş. Meğer babasıyla birlikte eşyalarını almaya gelmişler.

Süllü bu durumu öğrenince, Mustafa’ya yanlış yaptığını, okumazsa geri çobanlığa döneceğini, çobanlığın sonunun olmadığını defalarca söylese de, Mustafa’yı bir türlü kararından döndüremedi. Etme eyleme Mustafa, yanlış yapıyorsun dese de, Mustafa inadından vazgeçmiyordu.

Hâlbuki Mustafa, çalışkan bir öğrenciydi. Yapılan hiçbir yazılıdan da zayıf almamıştı. Mustafa babasıyla eşyalarını topladı tam gideceklerdi ki, Süllü tekrar “Mustafa iyi düşün, bak biz hepimiz koyunların ardından kepeneğimizi ve değneğimizi bırakarak buraya geldik. Okumanın kıymetini bilelim. Sonra köpeklerden pişman olursun. İleride pişman olsan bile yaşın okuma sınırını geçecek. Bir daha dönemeyebilirsin…” dedi.  Fakat Mustafa Okulu bırakmaya kararlıydı.

Mustafa’nın eşyalarını hep birlikte alarak, otobüslerin geçtiği şehrin ortasındaki ana yola kadar birlikte götürdüler. Orada tek tek helâlaşarak Mustafa’yı ve babasını yolcu ettiler.

Sonradan öğrendiler ki, Mustafa’nın köyde sevdiği bir kız varmış. Onu uzaktan da olsa görmeyince duramazmış. İşte o kız yüzünden okulu bırakmış. Böylece Mustafa gidince, Süllü, Arif ve Raif evde üç arkadaş kaldılar.

Bin dokuz yüz altmış dokuz, bin dokuz yüz yetmiş eğitim ve öğretim yılının şubat tatili iyice yaklaşmış, karnelerin verilme zamanı gelmişti. Karnelerde zayıf derslerin olup olmadığı birçok öğrenci tarafından neredeyse kesinleşmişti. Öğretmenler karnelerin hazırlandığını, artık bu birinci dönem için not vermeyeceklerini söylüyorlardı. Fakat öğretmenlerin not ortalamaları söyleme konusunda ağızları çok sıkıydı. Ağızlarından hava çıkıyor, karne notları konusunda hiçbir ipucu çıkmıyordu. Öğrencilerin her sorusunda, not ortalamalarınızı karnelerinizde görürsünüz cümlesinden başka söz söylemiyorlardı. Bütün öğrenciler merakla karne günün gelmesini ve zayıflarının, teşekkürlerinin ve takdirlerinin olup olmadığına kilitlenmişlerdi.

Karnelerin verilme günü geldi çattı. Süllü de karnesinin nasıl olacağını çok merak ediyordu. Her ne kadar notlarının iyi olduğunu bilse de, öğretmenlerin kanaat notlarının nasıl olacağını bilmiyordu. Çünkü öğretmenler devamlı kanaat notunun çok önemli olduğunu, öğrencilerin davranışlarına göre, iyi olan derslerinin zayıf, zayıf olan derslerinin de iyi düşebileceğini defalarca hatırlatmışlardı. Süllü’nün hiçbir öğretmene ve arkadaşına karşı olumsuz bir tavrı olmamıştı ama hangi öğretmenin hangi kanaat notunu vereceği de belli değildi. Bundan dolayı bütün öğrencilerde bir heyecan vardı.

Eğitim öğretim yılının birinci dönem sonunun, son günü Cuma günüydü. Öğleden sonra sınıf öğretmeni, Güler öğretmen karneleri dağıtacaktı. Güler öğretmen elinde karnelerle sınıfa geldi. Heyecan doruktaydı.

Güler öğretmen; “Arkadaşlar sessiz olun. Şimdi karnelerinizi ve karneyle birlikte teşekkür ve takdir alanların belgelerini dağıtacağım. Ancak önce takdir alanların karnelerini ve takdir belegelerini, ardından teşekkür alanların karne ve belgelerini, en sonunda da diğer karneleri vereceğim” dedi.

Önce takdir alan iki öğrencinin karnelerini ve belgelerini, isimlerini okuyarak verdi. Onlara teşekkür edip, başarılarının devamını diledi. Takdir alan iki öğrenci Süllü’nün çok yakın arkadaşlık kurduğu, Nihat ve Yunustu. Süllü Nihat’la sıra arkadaşıydı.

Ardından teşekkür alan dört öğrenci vardı. Onların isimlerini okudu. Fakat bunların içinde de Süllü yoktu.

Teşekkür alanların karne ve belgeleri dağıtıldıktan sonra, Süllü’nün adı okundu. Güler öğretmen Süllü’nün karnesine şöyle bir göz attı. Dedi ki; “Süllü, bir puanla teşekkürü kaçırmışsın. İkinci dönem biraz daha gayret edip teşekkür ya da takdir alabilirsin” dedi. Sonra diğer öğrencilerin karnelerini verdi.

Süllü bir puanla teşekkürü kaçırmasına çok üzüldü. Ancak yapacak bir şeyin olmadığını da çok iyi biliyordu. İçinden ikinci dönem daha çok çalışması gerektiğini kendi kendine telkin etti. Teşekkür alamamasına rağmen, zayıfının da olmamasına çok sevindi. Köye zayıfsız gitmenin mutluluğunu iç dünyasında keyifle yaşıyordu. Beraber aynı evde kaldğı arkadaşlarının da zayıfları yoktu.

Okul Şubat tatiline girer girmez, ev arkadaşlarıyla birlikte İcikler’in yolunu tuttular.

-DEVAM EDECEK-

 

-- Adversting 6 REKLAM ALANI --




ETİKET :   yazar-ismail-saricay-merdiven-89-karne-heyecani-makalesi-bengises-gazetesi-balikesir

Tümü